Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings | Not Great Not Terrible

Shang-Chi, izleyiciler tarafından oldukça beğenildi. Benim içinse “meh” bir film oldu. Nedenlerini, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mühendisi Anatoly Dyatlov sizler için bu yazıda açıkladı.

Değerlendirme: 3 / 5.

Anatoly Dyatlov, ne kadar büyük bir adam. 3.5 röntgenlik yüreğine neler sığdırmamış ki? Radyasyonlar, duruşmalar, çöken bir rejim, yeni bir devlet…

Şükürler olsun ki, Shang-Chi’yi izleyecek kadar uzun yaşamamış.

Filmin sinopsisini burada anlatmayacağım. Hikayesini, kolayca başka kaynaklardan bulabilirsiniz. Fakat, Black Widow’u ve diğer Marvel işlerini de izlediyseniz, filmin formülü size oldukça tanıdık gelecektir.

Tatlı bir aile görürüz, sonra o ailenin kötü bir an yaşayıp, dağıldığını görürüz. Filmin sonlarındaysa, bu ailenin, kalan (yaşayan) fertleriyle birlikte bir araya geldiğini, sorunlarının çözüldüğüne tanık oluruz.

Arada da birkaç güzel espri, şaka, komik aksiyon sahneleri ve sistemi sorgularmış gibi görünen cümleleri (aaa Shaun, sen bu kadar zekisin, neden mavi yaka işlerde takılıyorsun?) gördükten sonra da filme dair beğenimiz artmaya başlar.

Spoiler: “Hotel California esprisi Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings’deki en güzel şeydi”.

Filmin izleyiciler tarafından beğenilme nedenlerinden biri de, az önce bahsettiğim “sistemi sorgularmış gibi” görünen yaklaşımları. Shaun ve sidekick’i Katy’nin, San Francisco’da (ABD’deki en büyük asyalı nüfusun olduğu şehir) yeteneklerine rağmen vale olarak çalışmaları, ama gene de mutlu olmaları (gençlere mesaj kısmı burası: yaptığınız iş ne olursa olsun mutlu olun, gurur duyun) hatta filmin sonunda karakter yolculuklarını kahramanın yolculuğuyla tatlandırmaları, neo-liberal – post covid dünyasının gençler üzerindeki beklentilerini yansıtıyor.

Sıradan birisi (toplumun değerlendirmesine göre) olarak bu filmi izliyoruz (hangi meslekten olursak olalım), filmin sonunda ise ben önemsiz biri değilim çıktısını alıyoruz.

Ben çok şeyi yapabilirim! Ama yapamasam da, vale olarak da devam etsem, ben mutluyum arkadaş!

Her türlü rıza üretimi (manufacture of consent) var yani anlayacağınız. Her durumda, bu sisteme göbekten bağlıyız, mutluyuz, evrendeki her iki kişiden biri 5 sene kaybolduysa da, şehirler ikide bir yıkılıyorsa da, biz memnunuz kardeşim. Seviyoruz kontrol altında olmayı.

Bir de, şu aile mevzusu var. Neler yaşadıysak neler yaşandıysa da biz bir aileyiz muhabbeti. Bunu biraz, ABD’nin domestik politikalarına bağlıyorum. Evet, sen trumpçısın kardeş ama sorun değil günün sonunda biz bir aileyiz. Farklılıklarımızla varız vb. gibi sıkıcı şeyler. Aynı gemideyiz, AMERİKA!

Bu da, Trump’ın, ABD’yi nasıl etkilediğini bir kez daha gösteriyor bence. Kaldı ki, ABD, tarih boyunca, bu anlamda kırılgan bir yapıya haiz oldu. İç savaş, apartheid, white supremacy, kamyoncular sendikası vb. bir sürü şey.

Filmi sevmeme nedenlerimden biri de over-americanization. Tamam, biliyoruz Pax Americana nedir, Roma nedir. Lakin, bazen bu tarz bir hayat biçimine fazla maruz kalmak beni oldukça sıkıyor. Mesela, mistik TA LO köyünde herkesin American English konuşması beynimde kekremsi bir his yaratıyor.

Bir Marvel filminden neler bekliyorsun ki?
Cevap: Benim için sinema, sinemadır. Sinemayı kategorileştirmeyi, doğru bulmuyorum. Hepimiz sinemayız.

Düşünceleriniz için teşekkür ederiz Sayın Dyatlov! Bir kez daha haykırıyoruz: 3.6 roentgen, not great not terrible (ama terrible’a yakın)!

Not: Katy karakterinden, Bard the Bowman çıkarmaya çalışmışsınız. Gözden kaçmadı. Olmamış bence.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.