Nuri Bilge Ceylan, bilim kurgu dizisi çekse ne olurdu?
Şaka şaka, o kadar da değil. Durduk yere “Turkish Tarkovski”yi bu yazının ana konusu haline getirmeyeceğim.
Ama, Nathaniel Halpern‘in Simon Stålenhag’ın kitabından uyarladığı Tales from the Loop’ta insana dinginlik veren, yavaş, sanatsal bir taraf var. İndie filmleri ve bilim kurgu sevenlerin kaçırmaması gereken bir Amazon Original yapımı olmuş.
Tales from the Loop insanın duygularına dokunan, yaşamı sorgulamaya sevk eden temalara sahip. Günümüzün bilim kurguların aksine, aksiyona veya karmaşık olay örgüsüne değil, insan ve bizi insan yapan şeylere (ne kadar klişe bir laf) odaklanılmış. Aşk, kıskançlık, ölüm, anne-çocuk ilişkisi vb.
Bu yüzden, bilim kurgu türünün ilk örneklerine de benziyor. Diziyi izlerken, Ray Bradbury hikayelerinin içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Yavaş bir anlatım var, bu yavaşlık da görüntü yönetmeninin çekim tekniği ile pekişiyor. Geniş planda yapılan çekimler, doğanın da işin içine katılmasıyla diziyi, estetik bir doygunluğa eriştiriyor.
Çehovesque bir dizi anlayacağınız.
Dizinin en sevdiğim bölümü, Jacob ve Danny’nin hikayesinin işlendiği 2.bölümdü. Character arc‘ı oldukça başarılıydı.
Tüm bunlar çok güzel, peki olumsuz tarafları ne bu dizinin?
Artık, ABD’nin küçük bir kasabasında geçen tuhaf olaylar temasından hızlıca uzaklaşmak istiyorum. Çünkü, bunun yönetmen veya yazar tarafından kolaya kaçmak olduğunu düşünüyorum. Kasabaları, bu tarz yapımlarda kullanmak neden kolaydır?
1.) Kullanılabilecek mekanlar sınırlıdır. Mesela, tüm kasaba halkının geçimini sağladığı bir şirkette (bu bir araştırma kompleksi olabilir, maden olabilir vb.) dönen gizemli olaylar teması basit bir denklem gibi.
2.) Küçük bir kasaba demek, az sayıda kasaba sakini demektir. Az sayıdaki kasaba sakini, yüksek sayıda drama demektir. Örneğin, kasabanın yetişkinleri, çocukluklarında birbirlerini tanırlar; aşık olurlar, aldatırlar, şehrin “creep”iyle dalga geçerler vb.
3.) Yapım maliyeti düşük olur. Yapımcılar mutlu olur, stüdyo mutlu olur. Aksiyon sahneleri sınırlı olur, yönetmen de derin bir oh çeker.
4.) Kasaba halkının geri kalmışlığı ve etik problemleri kolayca işlenebilir.
5.) Kırsal alanlar zaten tedirgin edicidir.
Bilim kurgu dizilerinin, çağdaş bilimle dans etmeleri hoşuma gider. Dizilerde veya filmlerde gösterilen herhangi bir teknolojik fenomenin, insanoğlunun yakın geleceğinde önemli bir rol oynayabilme ihtimalini (bilimsel olarak) görmek bir tatmin duygusu yaratıyor. Tales from the Loop’da ise, bilim sadece bir araç, bir deus ex machina (kasaba temasının kullanılması gibi, kolaya kaçmaca). Bu da bana tembellik gibi geliyor.
Oyunculuklar hakkında ne demeli? Ne denebilir ki, şu amerikalılar, çocuk oyuncuları oynatma konusunda mükemmeller ya.
Jonathan Pryce’ı zaten severiz, Rebecca Hall ise her zamanki gibi ebleh.
Sonuç olarak, Tales from the Loop izlenimim olumlu. Güzel vakit geçirebileceğiniz, size bir şeyler hissettirecek bir dizi olmuş. HBO yapımı The Leftovers‘ı sevdiyseniz, bu diziyi de seversiniz.
Notum: 3.5/5