Canımız Sıkılmasın Diye Yaptığımız Şeyler

Binlerce yıldır sıkılıyoruz. Can sıkıntısı, insanlığın en büyük sorunlarından biri mi yoksa şımarıklık mı? Yoksa sıkıcı olan hayat mı?

Life, friends, is boring. We must not say so.   
After all, the sky flashes, the great sea yearns,   
we ourselves flash and yearn,
and moreover my mother told me as a boy   
(repeatingly) ‘Ever to confess you’re bored   
means you have no

Inner Resources.’ I conclude now I have no   
inner resources, because I am heavy bored.
Peoples bore me,
literature bores me, especially great literature,   
Henry bores me, with his plights & gripes   
as bad as achilles,

who loves people and valiant art, which bores me.   
And the tranquil hills, & gin, look like a drag   
and somehow a dog
has taken itself & its tail considerably away
into mountains or sea or sky, leaving            
behind: me, wag.

Dream Song 14, John Berryman

Can Sıkıntısından Kaçınmak Mümkün mü?

İzlenmese dahi, sırf ses ve ışık versin diye açık bırakılan televizyonlar, sadece vakit geçirmek adına kurulan arkadaşlıklar, Twitch’deki konuşan kafalar, dur durak bilmeden Bitcoin konuşan tipler; futbol, seks, dizi, film, müzik vb. bir sürü şey.

Yaşamımızın bir kısmı sıkılmakla, bir diğer kısmı da bu can sıkıntısına çözüm bulmakla geçiyor.

Sonra, bulduğumuz çözümlerden de sıkılıyoruz. Yenilerini bulmaya çalışıyoruz.

Sürekli bir döngüde yaşadığımızı hissediyoruz. Bu döngüyü kırmayı deniyoruz.

Bazen işe yarıyor, çoğu zaman ise işe yaramıyor. O da monotonlaşıyor.

Neden sıkılıyoruz peki?

Sosyo-ekonomik nedenleri olan bir olgu mu can sıkıntısı? Sınıfsal mı? Ezilen ve sömürülen kesimler daha çok mu sıkılıyor? Zenginler sıkılmaz mı?

Varoluşsal sancıların yarattığı bir netice mi yoksa can sıkıntısı?

Can Sıkıntısının Eğlenceli Tarihi‘ni yazan Peter Toohey‘e göre bunların hepsi mümkün.

Can sıkıntısının bir şımarıklık olduğunu düşünmüyorum. Konforlu bir hayatın ürettiği bir hezeyan değil bence.

Herkes gibi ben de sıkılıyorum (o kadar da konforlu bir hayatım yok). Her an, her şey can sıkıntımı ikiye katlayabiliyor.

Can sıkıntısına karşı her zaman panzehir bulamıyorum.

Vampirleri ve elfleri düşünüyorum. Sonsuzluk bahşedilmiş bir ömre sahipsin, günlerin nasıl geçerdi acaba?

Lord Elrond, Ayrıkvadi’de, günlerini sürekli kitap okuyarak mı geçiriyordu?

İnsan patlar yahu!

Ya da, Kont Drakula düşmanlarını kazığa geçirmekten, kanlarını emmekten sıkılmıyor muydu?

Kulağa ne kadar absürt geliyor değil mi?

Sisifos gibi sonsuza dek taş yuvarlıyoruz aslında.

John Berryman’e katılıyorum, yaşam gerçekten de sıkıcı. Can sıkıntısı döngüsü, monotonluk, hayat yolculuğunda bir şekilde yakalıyor seni.

Bu yazıyı da can sıkıntımla mücadele yöntemlerinden biri olarak ilginize sunuyorum.

Belki birkaç saat için ennui’mi dizginlemiş olabilirim. Hiç belli olmaz.

Can sıkıntısı, sahiplenmemiz ve üzerine çalışmamız gereken bir kavram. En azından, hayatın ne kadar sıkıcı olabileceği gerçeğiyle yüzleşmemiz lazım.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.