Keçi Yarışı

Başlıktaki düz mantık cinsinden henüz keçilerin yarıştırıldığı ve hatta üzerine bahislerin döndüğü bir dünyada değiliz. Bu başlığı kullanmama sebep olan şey, şu anda devam eden ve önümüzdeki yıllarda da muhtemelen daha çok kızışacak olan, NBA tarihinde tüm zamanların en büyük oyuncusu olma müessesi olan ve İngilizce baş harflerinden türetilerek keçi manasına gelen “The G.O.A.T” teriminden kaynaklanıyor. Bu müessesenin pek çoklarınca sahibi olarak görülen Michael Jordan ve şu anki en önemli rakiplerinden ki, aktif sporculuk hayatı tamamlandığında pek muhtemel en büyük tartışmaların onun üzerinden döneceği LeBron James, rekabetin sadece saha içinde kalmayacağının farkına varmış olsalar ki, işin artık siyasi, ekonomik ve kültürel yönlerinde de atılımlarını çok daha üst seviyede yapmaya devam ediyorlar. Basketbol tarzı gibi hayatın farklı yönlerinde de çok yönlü ve NBA’de liderlik vasfını sürdüren Kral James ve 90’lı yıllara Chicago Bulls takımda ambargo koyan, dönemin Cilalı İmaj Devri’ne uygun ticari başarılarla süsleyip, toplumsal olaylarda pek etliye sütlüye karışmamış Majesteleri Jordan’ın da artık özellikle “The Last Dance” belgeselinden sonra daha aktivist davranması muhtemel. Bu yönde ilk adımlarını da Amerika’da patlak veren George Floyd cinayeti sonrası eylemler üzerine yaptığı açıklamada bulabiliriz.

ESPN-Netflix ortak yapımı olan ve Chicago Bulls’un son şampiyonluğunu yaşadığı 1997-1998 sezonundan yola çıkarak, takımın Jordanlı dönemlerine ışık tutan “The Last Dance” belgeselinden sonra dünyanın neredeyse her bir köşesinde Michael Jordan’ın sportif ve insani kişiliği hakkında pek çok tartışmanın yapıldığı su götürmez bir gerçek. Jordan’ın kazanma hırsının ne boyutlara vardığı, Türkçe’deki tabirle “Her şeyden nem kapma” derecesinde bazı kişilere ve olaylara kafayı takarak ve bunu kişisel meseleler haline getirerek sahada inanılmaz şeyler yapan bir adama dönüştüğünü görmekteyiz. Tabii bu hırsın takım arkadaşlarına kötü yansımaları da cabası. Lakin, belgeselde Jordan’a atfedilen en önemli eksiklerden biri, Jordan’ın toplumsal olaylara fazla karışmayıp, daha çok ticari dengeleri gözeten, ayakkabısını Amerika’daki her cenahtaki insanlara satmaya çalışan bir patron edasında davranmasıydı. En önemli eleştiriyi yapanlardan biri de 90’lı yılların Chicago’nun da bağlı olduğu Illinois eyaletinin senatörü ve 2008-2016 arasında Amerikan başkanlığını üstlenmiş Barrack Obama.

ABD’nin 45.Başkanı Barack Obama ve Michael Jordan, 2016 senesinde, Beyaz Saray’da.
Kaynak
Dönemin Kuzey Karolina senatörü Jesse Helms.

1990’da Jordan’ın memleketi Kuzey Karolina’daki senatörlük seçiminde Demokratların siyahi adayı Harvey Gantt, Cumhuriyetçilerin ırkçı çıkışlarıyla bilinen adayı Jesse Helms ile yarışırken, Michael Jordan’ın, Kuzey Karolina’dan ilk siyahi senatörün seçilme ihtimalinin olduğu seçimde Harvey Gantt’e beklenen desteği açıktan bir türlü vermemesiyle o dönem eleştiri oklarının hedefi haline geldiğini anlıyoruz. Jordan’ın “Cumhuriyetçiler de Nike giyer” diyerek bu topa girmeyişinde ticari kaygılarını ön plana çıkarıyor. Belgeselde Jordan, kendisinin aktivist bir kişiliğinin olmadığını, sadece basketbolcu olmayı tercih ettiğini belirtirken, açıktan destek vermese de Gantt’in seçim kampanyasına bağış yaptığını da ekliyor. Senatörlük seçiminde Gantt %47’de kalırken, rakibi Helms %53 oyla tekrar seçilir. Helms’in seçim öncesi Martin Luther King Jr. Günü’nün resmi tatilden çıkarılmasından tutun, Gantt’in önerdiği azınlık kotasına karşı çıktığı seçim reklamları dahil siyahilere karşı haşin bir kampanyayla ipi göğüsler.

The Last Dance belgeselinin ilgili bölümünün gösterildiği gün, o dönemki azılı rakibi Isiah Thomas, Twitter hesabından yorumsuz bir şekilde Detroit Pistons’ı ziyaret eden Nelson Mandela’nın konuşması sırasında kendisinin hayran bakışlarının da görüldüğü bir fotoğrafı paylaşarak adeta nazire yapıyordu.

Basketbol kariyerini tamamladıktan sonra, 2010’lu yıllarda Charlotte Hornets’in takım sahibi olarak Jordan’ı biraz daha toplumsal olayların içinde görmeye başlıyoruz. 2012’de Obama lehine bağış kampanyasına katılan Jordan, 2016’da siyahilere karşı polis şiddetine dair endişelerini dile getiren bir açıklamada bulunur. Son yaşanan George Floyd cinayetinde de tam da herkesin niye konuşmuyor dediği sırada sahibi olduğu Charlotte Hornets takımının twitter hesabından açıklaması yayımlandı. Jordan’ın ticari ve siyasi kişiliğini analiz ederken, dönemin şartlarını ama daha çok zamanın ruhunu ele almak gerekir. Zira Jordan, 80’lerin sonunda parlamaya başlamış ve 90’larda kariyerinin altın yıllarını yaşamış birisi olarak Can Kozanoğlu’nun o dönemin Türkiye popüler kültürü için yazdığı kitaptaki verdiği isimle “Cilalı İmaj Devri” insanıydı. Kendisinin ilk şampiyonluğunu kazandığı 1991 yılında aynı zamanda Amerika’nın en büyük rakibi Sovyetler birliği dağılacak, Fukuyama’nın meşhur tabiriyle Tarihin Sonu vuku bulurken, Jordan ve Chicago Bulls kendi tarihini yazacaktı. “The Last Dance” belgeselinde kendisine en çok hücum edilen konuda bundan sonra daha aktif bir Jordan görmemiz muhtemel ama bunun tabii G.O.A.T.’lık yarışındaki rakibi LeBron James veya 90’lardaki toplumsal olaylarda NBA’de oyuncuların liderliğini yapan Isiah Thomas kadar yapmasını beklemek zor. Keza Lebron James bu konuda oldukça sert çıkışlar yapabilen birisi. LeBron James de G.O.A.T.’luk yarışında aktif kariyeri bitmeden Jordan’ı sportif ve kültürel alanda yakalamanın peşinde.

MIAMI, FL – MAY 5: LeBron James #6 of the Miami Heat poses with his collection of Maurice Podoloff Trophies after being named the 2012-2013 Kia NBA Most Valuable Player (MVP) of the Year for the fourth time on May 5, 2013 at American Airlines Arena in Miami, Florida. NOTE TO USER: User expressly acknowledges and agrees that, by downloading and or using this photograph, User is consenting to the terms and conditions of the Getty Images License Agreement. Mandatory Copyright Notice: Copyright 2013 NBAE (Photo by Jesse D. Garrabrant/NBAE via Getty Images)

Los Angeles Lakers’ın süper yıldızı LeBron James kariyerinde büyük başarılar elde etmiş ve tartışmasız NBA’de 2010’ların en büyük oyuncusu olarak varsayabiliriz. 2011’den itibaren sekiz sene aralıksız finale yükselen LeBron James ancak üçünde mutlu sona ulaşmayı başarır. G.O.A.T. olma yarışında kendisinin en büyük handikapı kazanma konusunda günümüz tabiriyle “Winner Olmak” konusunda 6’da 6 yapmış Jordan’ın oldukça gerisinde. Ancak bireysel istatistikleriyle, çok yönlü oyunu ve 35 yaşına rağmen fiziğinden çok az şey kaybetmesiyle hala yapabileceği çok şey olduğunu tahmin edebiliriz. Lakers ile olan kontratının kalan 3 senesinde 3 şampiyonluk yapıp şampiyonluk yüzüğü sayısında Jordan’ı yakalamasının zor olduğunu düşünsem de NBA tarihinde toplam sayı (halihazırda üçüncü) ve asistte (halihazırda sekizinci) çıkacağı nokta kendisini doğal bir G.O.A.T. adayı yapmaktadır. Diğer bir yandan, LeBron James, Michael Jordan’ın aktif basketbol hayatında yaptığı işin bir benzerini hatta devamını yaparak kendisinin başrolde oynayacağı, 1997’de Jordan’ın başrolünde oynadığı Space Jam’in devam filminin müjdesini vermişti. Ancak bu konuda ikisinin de yakalaması gereken isim yakın zamanda kaybettiğimiz Kobe Bryant olacaktır. 2018’de yapımcılığını üstlendiği “Dear Basketball” isimli kısa animasyonla Oscar kazanan Kobe, bazılarınca da the G.O.A.T. olarak da görülür. Kobe’nin bıraktığı dümeni Lakers’ta devralan LeBron’un Los Angeles’ta kalan üç sezonunda yapacakları merak konusu. Diğer taraftan LeBron, politik kişiliği, NBA’de adeta oyuncuların abisi edasında lider kişiliğiyle de ön plana çıkıyor. Donald Trump’ın Amerika başkanı seçilmesinden sonra Beyaz Saray’a gitmeyeceğini beyan eden açıklamaları ve hatta diğer oyuncuları da örgütleyip Golden State Warriors’un da 2017 ve 2018 şampiyonluklarında gitmemesine öncülük etmişti. 2016’daki siyahilere karşı polis şiddeti sonrası Amerikan Futbolu Ligi NFL’de yaşanan ulusal marş protestosunun da en büyük destekçilerinden biri LeBron James olmuştu. Son yaşanan, George Floyd cinayeti sonrasında da LeBron James NFL’deki ulusal marş protestosuna atıfta bulunarak Instagram hesabından “Şimdi anladınız mı?” diyerek cinayetin ve protestonun fotoğraflarının yan yana olduğu bir fotoğraf paylaştı. LeBron’un bu çıkışları vakti zamanında Trump’ın tepkisini çekmiş ve kendisinin Jordancı olduğunu söylemişti.

Trump’ın sevgisine mazhar olmak Jordan’ı ne kadar mutlu edeceğini bilemesek de LeBron’a karşı öfkesi, LeBron James’i zamanında bir hayli memnun etmiş olsa gerek. Basketbol tarihinde tüm zamanların en iyisi olma yarışı sadece saha içinde değil saha dışında da devam edecek gibi görünüyor. Jordan’ın Son Dans belgeseli de bu işin önemli bir göstergesi olduğunu gösteriyor. Lakin, LeBron James önce sahadaki son danslarını yapıp bu tartışmalara kariyeri bittiğinde ne kadar yüksek perdeden gireceğini görmek lazım. Basketbol sonrası kariyerinde, koç veya yönetici olarak yapacakları da tartışmanın öteki bir boyuta taşınmasına sebep olacak. Gerçi o kısmında Jordan’ın şu ana kadar fevkalade başarısız işler yaptığı için LeBron için daha kolay bir alan olması muhtemel.

Yazar Doruk Engin,
27 yaşında, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Y. Lisans Bitirme Adayı.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.