Tedros Adhanom Ghebreyesus Kimdir? | Mafya mı Çin’in Bir Uzantısı mı?

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, KOVİD-19 salgınında güvenirliği en çok sorgulanan kişi oldu. Bu yazıda, Ghebreyesus hakkında söylenenleri ve izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım.

Ghebreyesus’u tanımak için, Etiyopya’nın yakın dönem politik gelişmelerine bakmak gerekiyor. Etiyopya, son 46 senedir birçok değişikliğe sahne oldu; 1974 senesine kadar bir imparatorluktu, 1991’e kadar sosyalist bir devletti ve günümüzdeyse federal bir devlet olarak varlığını sürdürüyor. Soğuk savaş döneminde Etiyopya, birçok Afrika ülkesine benzer bir şekilde siyasi gelgitler yaşadı. Darbe yapanlar, darbeyle gittiler; iç savaş oldu, kıtlıklar yaşandı. Son yıllardaysa, biraz daha istikrarlı bir görüntü var denebilir.

Selassie’den TPLF’ye

Selassie, modern Etiyopya’nın şüphesiz ki en önemli karakteriydi. Hükümdarlığı döneminde (1916-1974), iki dünya savaşı, İtalyan işgali, askeri darbe, soğuk savaş ve kıtlık yaşandı. Hatta çeşitli çevrelerce, Selassie, İsa’nın reenkarnasyonu olarak bile görüldü. 20.yüzyıl tarihi bu yüzden oldukça ilginç, o dönem yaşayan figürlerin, hele uzun bir ömür sürmüşlerse, görmedikleri şey pek yok gibidir. Örneğin, Türkiye erken dönem tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Celal Bayar’ın tanıklık ettiği durumlar da bir bu kadar acayiptir (1883’ten 1986’ya kadar, eski monarşiler, iki dünya savaşı, darbeler, soğuk savaş vb.). Selassie, ülkesini modernleştirmeye çalışmıştır fakat pek başarılı sonuçlar elde edemememiştir. 74 senesinde, Etiyopyalı genç subaylar rahatsız haberlerinden sonra darbe gerçekleşmiş, Selassie, ülkeyi terk etmiştir. Ülkenin yönetimi, Derg adı altındaki Marksist/Leninist askeri cuntasına geçmiş, mezkur cunta Etiyopya’yı 84 senesine kadar yönetmiştir. Bu dönemde Derg, özellikle Ogaden Savaşı‘ndan sonra (Somali ve Etiyopya arasında gerçekleşen savaş) SSCB desteğini de yanında hissederek Etiyopya’da gücünü konsolide etmiştir. Fakat, askeri cunta devri, daha sonra çeşitli sol örgütlerce “red terror” dönemi olarak görülecek ve Derg çeşitli katliamlarla ilişkilendirilecektir. Soğuk savaş döneminin en büyük sorunlarından biri de budur, çünkü sol örgütler kendi aralarında savaştıklarında bir kavram karmaşası oluşur (kimin eli kimin cebinde belli değildir). Örneğin Etiyopya bağlamında, Derg yönetimine karşı Etiyopya’nın diğer bölgelerinden etnik-sol çeteler silaha sarılmış ve ülke iç savaş ortamına sürüklenmiştir ve bu etnik örgütlerin bir çoğu ABD desteklidir. Yani bir örgütün Marksist/Leninist olması, ABD tarafından desteklenmeyeceği anlamına gelmez (bkz. PKK).

Etiyopya, etnik olarak çok karmaşık bir ülkedir. Başlıca; Oromolular, Amharalılar, Somalililer ve Tigraylılar, ülkedeki etnik haritayı oluşturur. Ülkenin kaderini de, 1991’den sonra gerçekleşen etnik politikalar ve aktörler belirlemiştir. Makalemiz için, Tigray ve Tigraylıların önemi büyüktür. Çünkü yazımızın baş aktörü Ghebreyesus, Tigray bölgesinde gençliğini geçirmiş ve siyasi kariyerine de orada başlamıştır. Ghebreyesus’un siyaset dünyasına adım attığı örgüt, kritik bir öneme haizdir. 1975’te, Derg ile mücadele amacıyla kurulan etnik azınlık örgütü olan TPLF‘ye (Tigray People Liberation Front, Tigray Halkın Özgürlüğü Cephesi) katılmış ve kariyer adımlarını hızla tırmanmıştır.

Etnik Federalizm

1987 senesinden sonra, TPLF ve diğer etnik gruplardan bazıları birleşerek EPRDF‘yi (Ethiopian People’s Revolutionary Democratic Front, Etiyopya Devrimci Demokratik Halk Cephesi) oluşturdular. EPRDF‘liler, Tigraylı Meles Zenawi liderliğinde, Derg‘ü yenilgiye uğratarak etno-federal bir devlet kurdular. 2019’a kadar da Etiyopya siyasetine damga vurdular.

DAVOS/SWITZERLAND, 26JAN12 – Meles Zenawi, Prime Minister of Ethiopia speaks during the session ‘Africa — From Transition to Transformationy’ at the Annual Meeting 2012 of the World Economic Forum at the congress centre in Davos, Switzerland, January 26, 2012. Copyright by World Economic Forum swiss-image.ch/Photo by Monika Flueckiger

Etiyopya mevzu bahis olunca, etno-federal bir devlet düşüncesi kağıt üstünde iyi fikir gibi görünüyor. Uygulamaya gelinceyse sorunlar açığa çıkıyor. Etiyopya’da, daha önce de bahsedildiği üzere, çok karışık bir demografi mevcut. Bu etnik çeşitliliği yönetmek kolay bir iş değil; kimseyi pek rahatsız etmeden, adil ve eşit bir şekilde kararların verilmesi gerek, aksi halde etnik gruplar arasında kimsenin istemeyeceği çatışmalar ve anlaşmazlıklar çıkabilir. Nitekim, Etiyopya’da da bu istenmeyen duruma pek çok kez yaklaşıldı. Çünkü, EPRDF lideri Zenawi, ülkeyi yönetirken, bütün atamaları merkezden, kendi bölgesindeki insanlarla gerçekleştiriyordu. Örneğin, Tigraylı A kişisini, Oromo bölgesine vali olarak atayabiliyordu, bu arada Tigraylıların da ülkedeki etnik haritanın sadece %7’sini oluşturduğunu hatırlatalım, bürokrasideki Tigray etkisini hayal edebiliyor musunuz?

Tigraylıların, Etiyopya’daki diğer etnik gruplara nazaran daha az bir nüfusa sahip olup, epeyce güçlü olmaları ülkenin çeşitli noktalarında huzursuzluk yarattı. EPRDF yönetimi ise, ülkede huzursuzluk ve tehdit arttıkça, ABD ve Batı ile yakınlaşma politikasını uyguladı. Etiyopya, ABD’nin Afrika’daki en önemli müttefiklerinden biri haline geldi. Ülkeye terörle mücadele adında, milyarlarca dolarlık yardım yapıldı, yardımların hangi gruplar tarafından kullanıldığı ise hala bir muamma (bir tahmininiz vardır tabi).

Etiyopya’da 1991-2019 yılları arasında Tigraylılara yapılan ayrıcalık, Batı medyasında da birkaç çatlak ses çıkmasına neden oldu. Kimileri Etiyopya’nın Tigraylı bir mafya tarafından yönetildiğini bile öne sürdü. Ghebreyesus da bu mafyanın Kapo‘suydu, yani mafya liderinin üst düzey, gözde adamlarından biri.

Ghebreyesus

Etiyopya yakın dönemine baktığımızda, EPRDF adı altında, ABD yanlısı, etnik milliyetçi bir oluşum görüyoruz. Abiy Ahmed’in 2019 senesinde Başbakan olarak seçilmesi, Etiyopya’da bir devrim olarak görüldü çünkü kendisi Oromoluydu. Seçildikten sonra, ülkedeki etnik gerilimi düşürmek adına birtakım reformlar öne sürdü. Etiyopya, bir barış ve istikrar dönemine girdiyse de gelecek belirsizliğini hala koruyor.

Ghebreyesus, Tigraylı bir ailenin oğlu olarak 1965 senesinde Asmara’da doğdu. Üniversite’de biyoloji bölümünü bitirdi, University of London’da da bulaşıcı hastalıklar üzerine yüksek lisans yaptı. Daha sonra, ülkesine döndü ve Tigray bölgesinde sağlık alanında çalışmalar gerçekleştirdi. 2005 senesindeyse, Zenawi tarafından Sağlık Bakanı olarak atandı.

Ghebreyesus’un 2012’ye kadar süren bakanlık dönemine ilişkin birçok görüş var. Bunlardan ilki; ülkedeki kolera, kızamık gibi bulaşıcı hastalıkların etkilerini azaltmaya yönelik doğru kararlar verdiği, ikincisiyse Ogaden halkına yapılan etnik temizliğin önemli bir aktörü olduğu. Söylenenlere göre Ghebreyesus, Ogaden bölgesine ilaç yardımını ve diğer sağlık yardımlarını durduruyor, aciz düşen halkın mahvolmasına neden oluyor.

Sağlık Bakanlığı döneminde, birçok sağlık çalışanının ülkeyi terk edip ABD’ye göç ettiğini de belirtmeliyiz. Öyle ki, Chicago şehrinde, Etiyopya’dan daha fazla Etiyopyalı doktorun ve sağlık çalışanının olduğu dile getiriliyor.

Ghebreyesus’un Bill Clinton ve Bill Gates ile de yakın ilişkileri bulunmaktadır. DSÖ’nün, Clinton ve Gates’in vakıflarından yüklü miktarlarda parasal yardım aldığı da biliniyor.

Ghebreyesus yönetimindeki DSÖ, Çin’den de milyarlarca dolarlık yardım almıştır.

DSÖ gibi uluslararası kurum ve kuruluşların en büyük sorunlarından biri, yüklü miktarlarda parasal yardım almaları değildir, bu paraların nereye ve hangi amaçla kullanıldığı veya kullanılamadığıdır. DSÖ ve Ghebreyesus bağlamında, bu durum şüphe götürmeksizin muğlaktır. Hele, KOVİD-19 sürecindeki skandallardan sonra (DSÖ ilk başlarda, koronavirüsün insandan insana bulaşmadığını ve küresel bir pandemi yaratmayacağını düşünüyordu) DSÖ’nün güvenilirliği yerle yeksan oldu. KOVİD-19 sürecinde, DSÖ’nün ve Ghebreyesus’un Çin’e herhangi bir şekilde halel getirmediğini de belirtelim.

Anlayacağınız, Ghebreyesus sahibine göre kişniyor. Parayı ve finansmanı kim sağlarsa, DSÖ’nün de stratejisi o şekilde belirleniyor. ABD Başkanı Trump’ın, DSÖ’ye yapılan yardımı kesmesi de gayet normal, çünkü paraların nereye gittiği belli değil. Sonuç olarak, Ghebreyesus, ABD’nin kendi ürettiği fırsatçı, kariyer adamlarından biridir. Kim daha çok para verirse fırsatı görür ve kullanır. Kendi ülkesinde Tigraylı olmanın avantajını sonuna kadar kullanan bir adamdan ne beklenebilir ki?

Ghebreyesus mafya mıdır Çin’in bir uzantısı mıdır sorusuna cevabım dolaylı olarak evet olacaktır, çünkü Ghebreyesus için mezkur kavramların bir önemi yoktur; fırsatçı, cebini düşünen bir profesyoneldir. Ne eksik ne fazla.

Sonuç olarak, DSÖ gibi uluslararası kurum ve kuruluşlara fazlaca bel bağlamamak lazım, bazen bu kurumların propaganda mecralarından herhangi bir farkı yoktur. Paranız varsa, iletirsiniz, bahsi geçen kurumlar da reklamınızı yapar.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.