Koronavirüs (COVID-19) Sonrası Dünya | Neler Olacak?

“A spectre is haunting Europe — the spectre of communism (Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor – Komünizm hayaleti )” diye başlar Komünist Manifesto. Birkaç yıl belki de birkaç ay sonrasında dünyada, koronavirüs’ün hayaletinin dolaştığına tanık olacağız. Koronavirüs sonrası dünya nasıl şekillenecek? Bizi neler bekliyor?

26 Şubat’ta paylaştığım yazımda Dünya Sağlık Örgütü Bruce Aylward’un açıklamalarına yer vermiştim. Özetlemek gerekirse, Aylward, koronavirüsün Avrupa’ya daha fazla zarar vereceğinden bahsediyordu (yatak sayısı ve ventilatör sayısının azlığından dolayı). Bu açıklamadan yaklaşık 2 hafta sonra özellikle İtalya ve İspanya’da Pandora’nın kutusu açıldı; binlerce kişi etkilendi binlerce can kaybı oldu ve her geçen gün durum kötüleşiyor. Anlaşılan o ki koronavirüs dünyayı bir süre daha esir alacak. 2021 senesine kadar virüsün ekonomiye, sağlık sistemlerine ve psikolojimize vereceği zararın etkilerini göreceğiz. Bu süreçte, çalışma alışkanlıklarımızdan, devlet-vatandaş, işçi-sermaye ilişkilerine kadar birçok şey değişecek. Ama nasıl ve ne yönde değişecek? Yazıyı yazarken iki şeyi amaçladım: psikolojik olarak rahatlamayı ve bildiklerimi sizlere anlatmayı çünkü bilgi paylaştıkça çoğalır (koronavirüs gibi).

Hepimiz “Fahriye Abla” Olacağız

Ahmet Muhip Dranas’ın kültleşmiş şiirini hepimiz bir şekilde duymuşuzdur “Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!”. Şiir, bir dikizcinin veyahut röntgencinin (şair) bakış açısı ile yazılmıştır. Şair, mahallenin güzel ablası Fahriye’yi gözetler, her adımını takip eder, evine kadar girer.

tsa.org.tr’den alınmıştır. Müjde Ar, Fahriye
Abla karakterini canlandırmıştır. Sizce de
müthiş casting değil mi?

Bu örnek bana ünlü İtalyan yönetmen Tinto Brass’ın Voyeur (L’uomo che guarda) filmini de hatırlattı. Başrolümüz usanmaz bir dikizcidir. Babasının ve sevdiği kadının her hareketini gözler, sonra da sapkın çıkarımlarda bulunur.

Koronavirüs sonrası dünyasında biz vatandaşlar da böyle izleneceğiz. Devletler, vatandaşlarını daha sıkı gözetim altında tutacaklardır, özellikle anlık sağlık bilgilerini. Hali hazırda bu bilgileri gönüllü olarak sağlıyoruz aslında, akıllı saatler ve akıllı bilekliklerin depoladıkları kişisel bilgilere devletler istedikleri her an ulaşabilirler. Seyahat, konaklama bilgilerine zaten kolayca erişebiliyorlar.

Çalışma dünyasındaysa, sermaye, işçiler karşısında gözetleme eylemlerine başlayacak ve devam ettirecektir. Evden çalışan maaşlı çalışanların, kameralarını açık tutmaları istenecektir; mesai saatlerinin de artacağını varsayabiliriz. Çünkü artık ev/iş ayrımı diye bir şey kalmayacak. Böylece, İşçi-işveren arasındaki ahlak ve güven ilişkisi de zedelenecektir, işveren işçiden daha fazlasını isteyecektir, işçi de dört duvara kapanmış bir şekilde varını yoğunu sarf edecektir. Ve unutmayalım ki bu sistemde her zaman Ajan Smithler, sermayeden çok sermayeciler olacaktır.

Fahriye Abla’nın sonu bir Erzincanlı ile evlenmek olmuştu. Bizim sonumuz nasıl olacak acaba?

Sosyolojik İzlenimler

Antropologlar, iki insan arasında gerçekleşen el sıkışma eylemininin, “yanımda silahım yok, zararsızım” anlamına geldiğinin varsayımında bulunmuşlardır. Şüphesiz ki en çok ellerden bulaşan koronavirüsün, el sıkışmaya ve diğer temaslara bir süre son verecektir. Malum, artık ellerimiz birer silah haline geldi, artık onları yanımızda taşıyoruz.

Nitekim, bu ayrı gayrılığın çok üzün süreceğini düşünmüyorum. Özellikle gençleri, bir araya gelmekten alıkoyacak herhangi bir güç yoktur.

En Zor Dönem

İnsanoğlunun yaşayacağı en zor dönemlerden birine adım attık. Maaşlı çalışanlar, ister beyaz ister mavi yaka olsun çok zor günler yaşayacaklardır. Artan nüfus, bozulan üretim-tüketim dengesi, yükselen sağ akımlar, demokrasiye olan güvensizlik, yolsuzlukların artışı gibi bir sürü sorunun ardına koronavirüs de eklemlenmiştir. Bu tür durumlar, dünya üzerinde en çok maaşlı çalışanları etkilemiştir, gelecekte de böyle olacaktır. Bu süreçlerde küçük işletmelerin de etkilendiği görülmüşken, orta ve büyük ölçekteki işletmelere hiçbir şey olmayacaktır.

Geçtiğimiz günlerde Netflix’de yayınlanan The Platform, gelir ve paylaşım adaletsizliğini basit bir metafor üzerinden çok güzel anlatır. Bir delikten aşağı süzülen bir yemek platformu 300’e yakın kata yetecek kadar yemekle doludur, fakat en fazla 100 küsür kata kadar dayanmaktadır, herkes ihtiyacından fazlasını yer; diğerini düşünmez. Platformla ilk karşılaşanlar, karınlarını güzelce doyurur. Koronavirüs sonrası dünyasındaysa, delikten aşağı süzülen yemek platformunun yolculuğu muhtemelen daha kısa sürecektir.

Hepimizi daha zorlu günler bekliyor, sağlıkla kalın.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.