Güney Kore sineması 92. Akademi Ödülleri’ne damgasını vururken, Netflix gecenin kaybedeni oldu.

Akademi | Kaybeden
Akademi ödülleri her sene bir şekilde eleştirilerin odağı oluyor. Azınlıkların ve kadınların halen yeterince temsil edilmemesi en büyük sorunlardan biri olarak göze çarpıyor. Yüksek derecede politik doğrucu olan bir kurumun, En İyi Yönetmen ödülünde bir kadın yönetmene yer vermemesi açıkçası biraz tuhaftı. Kaldı ki, Greta Gerwig hak ediyordu da bu adaylığı.

Bir başka mühim konu ise, Akademi Ödülleri’nin seneler geçmesine rağmen bazı problemlerini düzeltememesi ileride de bu sorunların devam edeceğini işaret ediyor. Jacobin‘den Eileen Jones’un haklı olarak belirttiği üzere Akademi Ödülleri’nde bir “seçmeme sorunu” da mevcut. Sahi geçen sene The Death of Stalin neden aday gösterilmemişti?
İkinci mühim konu ise bu “In Memoriam” muhabbeti. Ekrana gösterilen isimlerin bazılarında alkışlar yükseldi bazılarında da seyirciler sessiz kaldı. Daha profesyonelce halledilebilir bu işler.
Güney Kore Sineması | Kazanan
Güney Kore’nin beyazperde ve TV ile uzun ve köklü bir geçmişi var. Görsel sanatlarda olsun, sahne şovlarında olsun gayet başarılılar. Bunun birkaç nedeni var fakat en önemlisi, ABD’ye kültürel olarak oldukça yakın olmaları. Malum, Güney Kore’yi, diğer Kore’den yani “kötü” Kore‘den kurtaran ABD (ve diğer NATO ülkeleri) olmuştu. Zaman geçtikçe bu yakınlık, başka yakınlıklara da yol açtı (bu konu hakkında detaylı bilgi için tıklayınız).
Dolayısıyla, Akademi Ödülleri’nde En İyi Film ödülünün ilk kez Güney Kore yapımı bir filme verilmesi pek şaşırtıcı değil.
Gelgelelim, bu durum Güney Kore sinemasının değerini düşürmüyor. Parasite güçlü bir film.
1917 | Kaybeden
Sam Mendes‘in yönetmenliğini yaptığı 1917‘nin En İyi Film ödülünü kazanacağından herkes oldukça emin gibiydi fakat işler yolunda gitmedi. 1917, teknik olarak gerçekten bir başyapıt. Roger Deakins haklı bir şekilde ödüllendirilmiş.
Ben, senaryoyu pek etkili bulamadım. Kaderimizi iki koşucuya bağlayalım olayı beni pek ilgimi çekmiyor. Koca ordunun başka planları yok mu, elbette var.
Not: I. Dünya Savaşı’nın böylesine bir sinematik şölende işlenilmesi hoşuma gitti. E biraz da 1.Dünya Savaşı’nda öldürülen Almanları görmüş oluruz Sayın Hollywood. II. Dünya Savaşı biraz sıkmıştı. Teşekkür ederiz, Danke.
Martin Scorsese | Galiptir Bu Yolda Mağlup
Martin Scorsese‘nin Akademi tarafından hakkının muntazaman yendiği herkesin malumudur. The Irishman‘in, Scorsese’nin en güçlü yapımlarından biri olmadığı da aşikardı ama böylesine önemli bir yönetmenin Akademi tarafından yeterince “şımartılmaması” biraz üzücü. Neyse ki, Bong Joon-ho‘nun Scorsese’ye olan jesti, geceyi kurtaran en önemli olaylardan biriydi.
Netflix | Kaybeden
Netflix, 3 senedir yaptığı yatırımlarla Akademi Ödülleri’nde her sene birkaç ödül götürebilmenin hesabını yapıyordu. Bu sene çok yaklaşmışlardı, çünkü yapımlar oldukça güçlüydü; The Two Popes, Marriage Story ve The Irishman.
Sadece iki ödül ile dönebildiler. Laura Dern (bu kadını hiç sevmiyorum), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazanırken, The American Factory (Obama etkisi) ile de En İyi Belgesel alanında ödül kazanıldı.
Netflix seneye daha fazlası için gelecektir. Rubicon nehrini bir kez geçtiler, bir daha dönmezler.