Medipol Başakşehir’in Geleceği

Kimilerine göre oldukça başarılı yönetilen, mütevazi, tasarruflu, sempatik bir kulüp kimilerine göre ise iktidarın uzantısı, tezahürü, ve sevimsiz bir projesi; İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü Türkiye Süper Ligi 2016–2017 sezonunun ilk yarısını lider olarak kapattı. Hem de bunu yaparken güzel bir oyun ortaya koydular, güçlü, ayakları yere basan bir oyun.

Gümüşdağ, Erdoğan’ı ziyaret ederken.

Öncelikle bazı olgulardan başlayalım. Bilindiği üzere, Başakşehir, kurulduğundan beri nokta atışı ve düşük maliyetli transferleriyle ünlenen bir kulüp oldu. Örneğin Zelnejcicar’dan 2011 senesinde 400bin Euro’ya transfer edilen Edin Visca, bugün halen başarılı bir şekilde kulübün formasını terletmektedir keza Alexandru Epureanu da 2014 senesinde bonservis ücreti verilmeden Anji Mohaçkale’den Başakşehir Futbol Takımına transfer olmuştur ve ülkesinin (Moldovya) en değerli oyuncusudur. Bu gibi oyuncuların yanısıra Türkiye’nin üç büyük devinde forma şansı bulamayan oyuncular Başakşehir’i sıçrama tahtası olarak görmüşlerdir aynı şekilde kulüp de bu oyunculardan maksimum fayda elde etmiştir. Şüphesiz ki oyuncuların Başakşehir tercihinde İstanbul gibi bir metropolün futbolculara sunacağı imkanlar da seçimleri etkilemektedir.

Yukarıda bahsettiğim üzere, Başakşehir transfer ekonomisi hususunda oldukça iyi yönetiliyor. Sponsorluklar ve stat konusunda da oldukça şanslı bir kulüptür. İktidar partisinin Türkiye’de başlattığı inşaat furyasından Başakşehir de nasiplenmiştir, 26 Temmuz 2014 tarihinde butik bir stada sahip olmuşlardır. Sponsorluk konusunda ise iktidar partisine yakınlığıyla bilinen Medipol Hastaneleri (Türkiye Eğitim ve Sağlık Araştırma Vakfı İktidar Partisi’ne yakınlığıyla bilinmektedir) ile 2015 senesinde anlaşılmıştır. Fakat işin ilginç tarafı tüm bunları Süper Lig’in geri kalan on yedi takımı hakkında da söyleyebiliriz. İktidar partisi hiçbir zaman hiçbir Süper Lig kulübünü kapısından çevirmemiş, üstelik olağanüstü yardımlarda da bulunmuştur. Belki buna gösterilebilecek en iyi kanıt Fikret Orman’ın Vodafone Arena Stadının açılışında otuz sekiz defa “Cumhurbaşkanım” demesidir. Futbol her zaman siyasetle içli dışlı olmuştur, Türkiye’de de bu durum hiç değişmedi değişmesi de pek zordur. O halde sorumuzu tekrar soralım, Başakşehir’in butik stadı neden dolmaz ? İsmi neden pek zikredilmez? Neden pek sempatik bulunmaz?

Foot Business kitabının yazarı Christian Authier çarpıcı bir örnek verir. 80’li yılların sonunda Fransa’nın en köklü kulüplerinden biri olan Racing Club Jean- Luc Lagardere tarafından satın alınıp yıldızlarla doldurulmuştur. Amaç PSG ile rekabetti fakat başarılı olunamadı. Ülkemizde aynı taktik 90’lı yılların sonunda Uzanlar tarafından istanbulspor ve Adanaspor’a uygulandı daha sonra ise Ciner Grubunun Kasımpaşa’yı satın almasıyla da bu furya devam etmiştir. Nitekim ne Racing Club hedefine ulaşıp PSG ile rekabet edebilmiş ne de Uzanlar ve Ciner’in takımları başarılı olabilmişlerdir. Bu dört takımın ortak noktası ise şüphesiz ki taraftar sayılarıdır. Kasımpaşaspor ve Racing Club’ın köklü birer geçmişleri olmasına karşın taraftar sayıları kısıtlıdır keza İstanbulspor ve Adanaspor için de bu durum böyleydi. Taraftarı kısıtlı bir kulübe taraftar kazandırmak maharet ve uğraş gerektiren bir iştir. Tıpkı ulus-devletlerin oluşum süreçleri gibi, taraftar oluşturma da mitlere dayanır, geçmişe, efsanelere. Bugün Türkiye’nin üç büyük kulübüne baktığımızda, efsanevi kişilikler görürüz, Baba Hakkı’lar, Lefter’ler, Metin Oktay’lar. Bu efsanevi kişilikler karakter ve kimlik kazandırırlar kulüplere ki bu verdiğim örneklerde bunlar mevcut değildir. Foucault da “Bilginin Arkeoloji”sinde tarihin önemininin altını ehemmiyetle çizer, tüm bilimlerden önce hatta insandan önce tarih vardır der. Tekrar belirteceğim üzere tarih mefhumu spor kulüpleri için büyük önem teşkil eder, pasif bir şekilde, nesilden nesile, taraftarlar kulüpleri ayakta tutarlar.

Bu kadar iyi oynayan ve başarılı olan bir takımın, boş statlara oynaması, taraftarsızlığı bazı kesimlerin oldukça ilgisini çekmişti. İnci Sözlük’te örgütlenen Bozbaykuşlar grubu Başakşehir’in ev sahibi olduğu karşılaşmalarda az da olsa ses çıkarmayı başarmıştı(2011–14 seneleri arasında). Sonuçta bu “yalnızlık” ilgi çekmeye başarmıştı fakat devamı gelmedi(Şu an statta örgütlü olarak sadece bir adet bando takımı bulunmaktadır). Neden devamı gelmedi peki? Türkiye’de ne yazık ki, futbolcu- kulüp- taraftar ilişkisi oldukça düşük. Örneğin, NBA’de tüm takımlar belirli günlerde, bir zamanlar formalarını giyen, emek veren oyuncular için organizasyonlar düzenlemektedir. Böylece kulüplere emek veren oyuncular sayesinde taraftarın da kulüplere bağlılıkları artar.

http://www.notinhalloffame.com/home/news/6324-ben-wallace-and-chauncey-billups-to-be-honoured-by-the-detroit-pistons

Medipol Başakşehir Futbol Kulübü de kulübe yıllarca hizmet veren oyunculara statlarında tören düzenleyebilir, onları onurlandırabilir. Ancak böyle adımlarla geleceklerini inşa edip, Türkiye’de kalıcı olabilirler. Fakat şu anda böyle bir kımıldanma, proje görülmedi. Kim bilir belki de hallerinden memnundurlar?

Peki, Başakşehir’i bu bağlamlarda nereye oturtabiliriz? Başakşehir Kulübü 1990’da zamanın İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Futbol Takımı adı altında kuruldu. 1994 yılına gelindiğinde ise şu an halen Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getiren, Recep Tayyip Erdoğan kulübün başkanlığını üstlendi. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve dolayısıyla İBB Futbol Takımı Başkanlığı, siyasi kariyeri için oldukça önemli bir kilometre taşıdır. Belediye Başkanlığı döneminde liderlik hususunda tecrübelenmiş ve daha sonra 2002 genel seçimlerinde partisiyle alacağı oyların da altyapısını hazırlamasına yardımcı olmuştur başkanlık dönemi. Anlaşılabileceği üzere, hem Erdoğan için hem de İktidar Partisi için belediyeciliğin ayrı bir yeri vardır, oldukça önemlidir. Erdoğan yükseldikçe o zamanki İBB takımı da yükselmiştir. Hatta, 1997–98 sezonunda Sakaryaspor ile yükselme mücadelesine girip mağlup ayrılmışlardır. Erdoğan’ın başkanlığı döneminde neredeyse, Türkiye’de futbolun en üst ligine çıkan ilk Belediye ekibi olacaktı İBB Futbol Takımı. İşte bu o simbiyotik bağ bu kulübün (2014’e kadar İBB daha sonra İstanbul Başakşehir (Medipol) Futbol Kulübü, futbol şubesinin ayrılması kararı alınmıştı) esas tözünü oluşturmaktadır. Belediyecilikte gerçekleşen herhangi bir başarının Erdoğan’a getirisi olmuş, Erdoğan başardıkça da İBB/Başakşehir gelişmiştir.

Peki ya Başakşehir’in geleceğinde neler vardır? Burada biraz karşı-olgusal düşünme yapmak gerekli olacaktır, eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan ve dolayısıyla İktidar Partisi için ilerde rüzgar tersine doğru esmeye başlarsa, Başakşehir için de işler güzel gitmeyecektir çünkü sponsorluklar, yardımlar, sempati birer birer uçacaktır. Başakşehir’in ise tüm bunlara göğüs gerecek ne taraftarı ne de taraftar oluşturacak projeleri ne de tarihi bulunmaktadır. Şu an için her şey güzel, olumlu ve parlak görünse de tahminim uzun vadede durumun böyle gelişmeyeceği yönündedir. İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü kendisine yeni alanlar, yeni taraftarlar hatta trendler yaratmalıdır. Başakşehir Futbol Takımı Göksel Gümüşdağ ve Abdullah Avcı liderliğinde oldukça iyi bir şekilde yönetilmektedir (örneğin, 2012 senesinde ikisinin eksikliğinde bu kulüp küme düşmüştür) nitekim güzel olan her şey de onlara ait değildir. Uzun vadede plansızlardır.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.